08 Eylül 2010 05.04
ANASAYFA
HABER
ETKİNLİKLER
MÜZELER
MÜZAYEDE
ROPÖRTAJ
RESTORASYON
KULÜPLER
YARIŞ
DÜNYA
1965 Ford Mustang
18.02.2009   
Kızıma mektup! Canım Kızım, Duru’m… Seneler sonra bir mektup yazıyorum.

Evet Duru’cuğum, kırmızı renkli, atlı resimli arabamız, ileride senin olacak. Mustang’in keyfini de, meşakkatini de ancak yaşayarak öğreneceksin kızım, fakat madem babanın arabasına sahip oldun, öyleyse tecrübesini de edin yavrucuğum.

Canım Kızım, Duru’m…

Seneler sonra bir mektup yazıyorum. En son annene, galiba sekiz sene evvel, ona olan duygularımı çekinmeden ifade etmeye çare olarak kağıttan kalemden medet ummuştum!
Yavrucuğum, henüz dört buçuk yaşında olduğun için, bu mektubun içeriğini ileriki yaşlarda daha iyi anlayacaksın eminim ve ben aslında, bu mektupta kaleme aldıklarımı sana şifahen aktarmak isterdim zamanla fakat hatırlıyor musun, arka koltuğunda ayağa kalkabildiğin ve arkadan rahatça boynuma sarılıp ve hatta yanağıma öpücük kondurabildiğin tek arabamız olan 1965 Ford Mustang Convertible’ımız ile geçtiğimiz Pazartesi günü seni anaokuluna götürür iken, “Baba sen ne zaman öleceksin?” diye sormuştun. Belki anlayamadın yavrucuğum fakat ben o an çok garip oldum. Ruh halimi yansıtmadan, kelimeleri özenle seçerek, daha çok zamanım olduğunu, seninle, annenle, kardeşin Yaman ile birlikte daha çok güzel günler geçireceğimizi anlatmıştım ve sonra da sormuştum sana, “Neden sordun?” diye. Verdiğin, “Eğer sen ölürsen bu araba bana kalır, senden sonra ben kullanırım baba” cevabın ise, beni tarifi imkansız bir sevince boğmuştu ve o an, “Demek ki kızım da sevecek klasik araçları” diye düşünmüştüm.
Evet Duru’cuğum, o gün de söylemiştim sana yavrucuğum, kırmızı renkli, atlı resimli arabamız, ileride senin olacak. Tabii kardeşin Yaman’a da bir araba bırakacağız fakat bırakalım büyüsün, onun da bir fikrini alalım değil mi?
Duru’cuğum, ben de senin yaşında iken merak duymaya başlamıştım arabalara ve “Benim de bir arabam olacak büyüyünce” hayali kurmaya ve de bu hayali dile getirmeye. İnan kızım, onca sene geçti üzerinden, bir arabanın üzerindeki en güzel günlerim, babamın ya da annemin direksiyon başında olduğu, benim onları mutlu gözler ve heyecanlı kalp atışları ile izlediğim çocukluk günlerimdi. Sen de keyfini çıkar bunun.
Bir arabaya sahip olmak Duru’cuğum, bilhassa bir klasik araca sahip olmak, keyifli olduğu kadar, meşakkatli bir iştir de. Keyfi de, meşakkati de ancak yaşayarak öğreneceksin fakat madem babanın arabasına sahip oldun, öyleyse tecrübesini de edin yavrucuğum.
Araba kullanmayı öğrendiğimde 13 yaşındaydım kızım. 1972 senesine ait Mercedes-Benz 230.4’te öğrendim. Otomatikti, o yüzden bir elim viteste, bir elim direksiyonda zorluğu çekmedim. O günden beri, direksiyon başındayım. İşte sana birinci tavsiyem: Tamam, ben sana araba kullanmayı daha önce öğreteceğim fakat asla 18 yaşından evvel, ehliyetini almadan, trafiğe çıkma kızım.
Ben senin kadar erken yaşta, “Benim arabam bu olacak” tercihini yapamamıştım Duru’cuğum. Gençlik senelerimde çok araba tecrübe ettim, ne vakit, senin de babaannen olan annemin, 1987 senesine ait Doğan görünümlü Şahin’i (bu deyimin ne ifade ettiğini ileride anlayacaksın) bana geçti, işte o gün, “benim arabam”ın ne olacağı konusundaki ilk kararımı verdim: Şahin’i, 1972 senesine ait Chevrolet Corvette ile takas etmeye koştum! Öyle güzeldi ki Duru’cuğum turuncu renkli Corvette, aklımı başımdan almıştı. Ben, Amerikancı olacaktım. Sonradan düşündüm “bu Amerikan aşkı nereden geliyor?” diye, bu aşkın, Majorette marka model arabalardan kaynaklandığını anladım. Küçükken çok oynadım Majorette’ler ile, hala da oynuyorum, oynuyoruz. Evde, vitrinde gördüğün, zaman zaman oynadığımız küçük arabalardan bazıları Majorette’ler. Onlar içerisinde, 1972 senesine ait bir balta burun Pontiac Firebird’üm vardı ki, unutamam!
Sana ikinci tavsiyem, “hayatının arabası”nı belirler iken acele etme, Amerikan arabası mı, Avrupa arabası mı, hangi marka ve modeli kendine ait hissedeceksin, tecrübe ederek karar ver. Fakat tabii biliyorum ki, ilk göz ağrısı başkadır ve Mustang’imizin yeri sende başka olacaktır, olmalıdır. Ve unutma ki, klasik araç, bir kültürdür, bu kültürü bütün unsurları ile yaşamak, bir klasik otomobil severin en büyük arzusudur, vitrindeki model arabalara yenilerini eklemek, garajdaki arabalara yenilerini ilave etmek derecede mühimdir kızım.
1990 senesinde kızım, ilk klasik otomobilime sahip olmak için teşebbüse geçtim. Bir gazetede, 1940 senesine ait bir Dodge Coupe satılık ilanı gördüm, sahibi ile telefonda konuştum, adresimi istedi, belirlediğimiz saatte aracı adrese getireceğini söyledi. Tam saatinde evimizin bahçesine, muhteşem bir 1949 Dodge Coupe ile, aksi tipli yaşlı bir adam girdi. Az konuştu, etrafı çok süzdü ve bana, kapalı garajım olmadığı için aracı satamayacağını söyledi. “Genç bir adamsın, çalış, para kazan, kapalı garajlı bir ev al, eğer yaşar isem o zaman bu arabayı sana seve seve satarım” dedi. Bak, işte böyle bir şey klasik otomobil aşkı kızım. Arabanı satar iken bile, kime, nereye gideceğini düşünüyorsun. Aslında ben o gün, Ankara’nın en meşhur klasik otomobil severlerinden Nusret Çakıroğlu’ndan bir nasihat aldığımı sonradan öğrendim kızım. Ben böyle tecrübeler edinerek öğrendim klasik otomobil kültürünü.
1940 Dodge Coupe’ye sahip olamadım, ilk klasik arabam, 1971 senesine ait Porsche 911 oldu. Bu arabamın, çalışma odamdaki evraklar dolabındaki “Arabalarım” klasöründe fotoğrafları var kızım, bakarsın. Bir klasik arabada, dış görünüm çok mühimdir, restorasyonu düzgün yapılmamıştı, ayrıca orijinal de değildi parçaları, aksesuarları, o yüzden sattım ve yerine 1986 senesine ait Porsche 911 Turbo satın aldım. Bu araçlar hakkında şimdi bilgin yok fakat bir gün merak edip bilgi edinmek istediğinde, babanın seçimlerini yorumlama imkanın olacaktır. Üç sene geçirdim bu araçla, istemeyerek ayrıldım bu araçtan, Nusret Amca’dan edindiğim tecrübe ile sattığım kişinin aracıma iyi bakıp bakmadığını sürekli kontrol ettim. Kızım, senin de gözün hep Mustang’inin üzerinde olsun, babanı bile kontrol et yavrucuğum!
Sen kızım, erken yaşta kavuştun hayaline fakat, klasik otomobilcilikte hayale ulaşmak o kadar kolay değildir ve aynı zamanda, hayal de bitmez bu hobide. Ben ilk Amerikan’ıma, 1980 senesine ait, havuz kasa olarak tabir edilen, Stepside bir Chevrolet Dallas ile kavuştum. Fakat bu araba beni, Amerikanlar’dan da soğutuyor idi az kalsın kızım. Dallas’a yeni bir motor lazım olduğunda, parçacı ve usta karşılıklı hatalar yaptılar fakat suçu o ona, o ona atınca, iş uzayınca, Dallas’ı sattım kızım. Evet kızım, yıllardır edindiğin bir hobiden, bir yedek parçacı, bir usta, bir anda soğutabiliyor seni. Şunu hiç unutma kızım ve bunu kesinlikle tecrübe de etme çünkü kesin doğrudur: Eğer ileride klasik araçlar ile iç içe olacaksan, iş yaptığın insanları; yedek parçacılarını, ustalarını, doğru insanlardan seç.
Bu aşk öyle “bitti” deyince de bitmiyor kızım. Ben bir yıl dayanabildim Amerikansızlığa. Sen de tanıyorsun kızım, Refet Aksoy amcan, hatırı sayılır bir klasik otomobil koleksiyoneridir. Garajına gide gele, koleksiyonundaki 1956 senesine ait tek kapı Chevrolet’ye hayran oldum. Bir gün, şaka ile başlayan bir diyalog sonrası, bu arabaya sahip oldum. Nusret Amca’nın nasihatını dinleyip kapalı garajlı bir ev sahibi de olduğum için, arabayı alıp garaja koydum.
Yavrucuğum sen bebektin o zaman fakat hatırlıdığını biliyorum, seni bu araba ile çok gezdirdik. Tek parça olan ön koltuğunda, ben, annen, sen, çok kez hafta sonları gezintilerine çıktık. Çok uyudun arka koltuğunda, mışıl mışıl. Orijinal olduğu kadar o kadar da bakımlıydı ki, daha bir gün yolda kalmadı, mama saatine eve geciktirmedi seni. Ve en mühimi kızım, sen “anne”, “baba” demeyi öğrenmeden, Chevrolet’yi çocuk dili ile telaffuz etmeyi öğrendin. Aslında senin ilk göz ağrın Mustang değil, Chevrolet idi. Hatırlıyorum da, yaktığımız benzin hariç, sadece akü için para ödedim bu araba için. Demek ki kızım, klasik bir araç alır iken, orijinal ve bakımlı bir araç edinmek, çok kazançlı.
Bu mektupla sana devretmeyi resmileştirdiğim Mustang’imize sahip olduğum gün, senin dünyaya geliş anın kadar olmasa da, büyük bir heyecan yaşamıştım. Eğer bir klasik otomobilci isen, sanayileri bilmelisin, gezmelisin kızım. Bilir misin, babanın en büyük zevklerinden biridir sanayileri gezmek. “Arkadaşlarla maç izlemeye gideceğim” diyorum ya bazen annene, bazen sanayiye kaçıyorum aslında. Dönüşte de, annen yakalar endişesi ile, “bir yerimde yağ lekesi var mı acaba” arayışına girerim! İstanbul’a gittiğimde bile, Boğaz’da gezmek varken, sanayilere giderim ben. Mustang’imizi, bir soğuk kış günü, Ankara’da, Hasan Amca’nlara yakın olan Şaşmaz Oto Sanayi’de buldum kızım. Akşamını ağlayarak geçirdiğin o günü hatırlarsın kızım. Brandanın altında yatan aracın Mustang olduğunu, jant kapaklarından anladım. Brandayı kaldırınca, convertible olduğunu görünce kalbim küt küt atmaya başladı. Yanında duran Corvette Convertible’a bakmadım bile. Bu bir şaka idi kızım, çok param olsa, o arabayı da alırdım. Arabanın sahibi Nuri Bey ile iletişime geçip, Chevrolet’imiz ile Mustang’i takas etmiştik. Akşam eve Mustang ile geldiğimi gördüğünüzde önce sevinmiş, Chevrolet’yi verdiğimi öğrendiğinizde ağlamıştınız sen ve annen. 2 yaşındaydın o zaman, bu ağlaman günlerce sürmüştü, küsmüştün bana ve hatta annene. Bazen duyarım senden hala, “Bizim bir şehellole vardı” diye efkarlı anmalarını. Bu hobi böyledir kızım, hayallere böyle ulaşılır.
Hatırlarsın kızım, Mustang’imizi ilk aldığımızda bu kadar güzel değildi, sonradan güzelleşti. Şimdi senin olan atlı resimli arabanın nasıl bu güzelliğe kavuştuğunu bir masal tadında anlatmak istiyorum sana. Öğren arabanın hikayesini.
Aslında Chevrolet’imi verdik diye senin ağladığın günlerde, ilk heyecanlı mutluluk sonrası, ben de kara kara düşüncelere dalmıştım. Bu hobimde en büyük tecrübeyi yaşamıştım: Yapılmış bir araba almak ile toplanacak araba almak, çok farklı. Bu ikincisi ne denli zor ve sinir bozucu bir işmiş meğer! İşte kızım, bu arabaya her bindiğinde teşekkürü bir borç bileceğin bir isim söylüyorum sana: Murat Vural. Daha önce onlarca Amerikan, çoğu da Ford araç toplamış olan Murat Bey, parça temini ve fiyat bilgileri konusunda ne kadar yardımcı olmuştu bana. Arabanın dış yüzeyine kaporta denir canım kızım, Mustang’imizin kaportası tamamen değişti, bu değişimi yapacak bir usta bulmak hiç kolay olmadı. Ödediğin paranın hakkını almak, senin de yaşam ilkelerinden biri olmalı. Çok klasik arabası olan (böyle kişilere koleksiyoner denir), benim yakın arkadaşım Sedat Özvardar’ın aracılığı ile tanıştığım Yüksel Yalçın Usta’da karar kıldım. Genç jenerasyondan bir usta olması, beni sevindirdi. İşini severek yapıyor. Yüksel Usta, Mustang’imizin üretildiği ülke olan Amerika’dan parça katalogları temin etti. Ben, Usta ve Murat Vural, tek tek eksik parçaları tespit ettik ve Ankara’dan Cvy Otomotiv aracılığı ile Amerika’ya sipariş verdik. Kızım, arabanın değerini bil, çünkü her bir parçası yüksek meblağlara mal oldu ailemize. Parçaların Türkiye’ye gelmesi zaman alır normalde fakat biz bir haftada kavuşmuştuk parçalara Cvy’den Uğur Bey’in ilgilenmesi ile. Bu işte insan faktörü o kadar önemli ki kızım.
Araban kızım, Yüksel Usta tarafından tamamen söküldü. Bir görseydin o halini arabanın, bugünkü haline nasıl geldiğine şaşırırdın. Fakat, arabanın yıllara nasıl meydan okuduğunu da görürdün. Kırk sene içerisinde araba, sadece arka çamurluğunda bir işlem görmüştü, başka da bir şeyciği yoktu.
Kaporta aşaması uzun zaman aldı, bunun sebebi, Yüksel Usta’nın araya başka işler alması kadar, bizim Usta’ya, araç mükemmel derecede çıksın diye zaman konusunda taviz vermemiz idi.
Senin arabanın bu pırıl pırıl boyasını, Yüksel Usta’nın boyacı olan babası Ömer Usta yaptı kızım. Bak kızım, ustalık da babadan oğula geçen bir meslek, sen de babandan klasik otomobilciliği aldın, umarım devam ettirirsin. Ömer Usta biraz huysuz fakat işini çok iyi yapan bir usta kızım, hele işi istediği derecede iyi çıkarsa, o denli keyifleniyor ki. Ekiple, zaman konusu dışında bir sıkıntı yaşamadık. Bu çok önemli Duru’cuğum, çünkü hobi olarak, zevk almak için yaptığın bir işte tatsızlıklar yaşanıyor ise, bu durum seni hobinden soğutur.
Senin araban, orijinal bir araba kızım. Şasi numarasından özelliklerini belirlediğimiz arabanı, orijinaline sadık kalarak topladık. Fakat, bazı isteklere engel olamıyorsun kızım. Seneler önce, İstanbul’da Maslak Sanayi’de gördüğüm GT egzozları arabaya takma konusunda, kendime engel olamadım! Gene, günümüz teknolojisine adapte edebilmek ve daha da mühimi, daha emniyetli sürüş için, önleri disk frene çevirdik. Bu teknik bilgiler senin kafanı yorabilir, ben sana şöyle izah edeyim: Mustang’inin içinde iken, güvende hissedebilirsin kendini. Konfor için hidrolik direksiyon koyduk, yani, benim kollarım yorulmuyor direksiyonu çevirir iken. Motoru dekoratif olarak güzelleştirdik. Hararet yapmasın diye, radyatörü yeniledik. Bu çalışmaları, Ali Sarı yaptı. Ali Bey de mesleğini babası Necip Sarı’dan almış. İnsan olarak da mükemmel.

Ali Bey’in İvedik’teki hurdacı dükkanı, bilhassa Cumartesi günleri klasik otomobilcilerce dolup taşar, öğle yemeğinde ortaya, herkese açık, büyük bir Halil İbrahim Sofrası çıkar. Bitmedi daha teşekkür edeceğin ustalar. Elektrik işini Naci Usta yaptı. Son olarak da, bütün ince ayarları ve kontrolleri, Şeref Oto’dan Hayrettin Usta yaptı. Bitti derken, Ali Sarı Usta’da bulduğum 1965 senesine ait Fomoco marka orijinal radyoyu yerleştirdik arabaya. Güzel şarkılar, senin çok sevdiğin Tarkan’ın “Şıkıdım” şarkısı, kırk üç senelik bu radyodan çıkıyor kızım. Fakat FM Tuner döşettiğim radyonun düğmelerini kaybettim, çok üzüldüm, şu anda arabada 1967 senesine ait bir radyodan düğmeler mevcut. Orijinal düğme arıyorum fakat bulamazsam artık sen değiştirirsin ileride.
Ben, işini seven ustalar ile çalıştım kızım, bu yüzden ortaya bu kadar güzel, pırıl pırıl bir araba çıktı. Çok şanslısın.
Evet yavrucuğum, sen de biliyorsun, artık hemen her hafta sonu, ailece geziyoruz Mustang’imizle. Ben, ne kadar üzerine titresek de, klasik araçların kullanılmaz ise eskidiğine, bozulduğuna inanıyorum. Bu düşünceyi senin de taşımanı istiyorum. Arabamız, hafta sonları senin ve kardeşinin oyun havuzuna dönüşüyor. Sen ve kardeşin çok şanslısınız. Sen, arabanı seçerek, bir adım da öndesin. Evimizin garajında bulunan 1986 senesine ait Jaguar ve 1968 senesine ait Buggy’i de yapacağım kısmetse, onlardan birini de kardeşin Yaman seçer belki. Fakat size daha çok araba bırakacağım kızım; 1957 senesine ait tek kapı Chevrolet, 1930’lardan bir Ford Coupe, 1972 senesinden evveline ait bir Corvette ve 1970’li senelere ait bir Mini Cooper’la garajımızı doldurmak istiyorum kızım. Bak, görüyorsun kızım, yapacak çok işimiz var… Seni seviyorum”.