Tüm Can-Am serisi boyunca 43 birincilik kazanan McLaren takımı, özellikle 1968-1970 yılları arasında arka arkaya 19 yarış kazanarak, motor sporları tarihinde tekrarlanması zor bir başarıya imza atmıştır.
Bu başarıda en büyük pay, Bruce McLaren ve
Denny Hulme’nindir elbette.
Geçen sayıda ana hatlarıyla hakkında bilgi verdiğimiz Can-Am serisi, belki de serinin en başarılı takımı olan McLaren takımının incelenmesiyle en kolay bir şekilde anlaşılabilir. 1972 yılında Can-Am
serisinden çekilmesinden sonra bütün ağırlığını Formula 1, F5000 ve Indy Car gibi tek koltuklu yarış araçlarının yarıştığı serilere veren McLaren takımı, günümüzde adı anıldığında daha çok bu serilerdeki başarıları ile hatırlanmaktadır. Oysa bu takımın geçmişi incelendiğinde, temellerinde yer alan amatör ruhla hazırlanan arabalarla Can-Am serisinde elde edilen tekrarlanması gerçekten zor olan başarıların önemi yadsınamaz. Bu nedenle, Can-Am serisinin en önemli takımının hikayesini incelerken McLaren takımının pek bilinmeyen köklerini de anlatmış olacağız.
Takımın kurucusu Yeni Zelandalı Bruce McLaren’in yarış hayatı 15 yaşında Yeni Zelanda’da başlamış olup, McLaren, 1959 yılında 22 yaşındayken Sebring Grand Prix’ini kazanarak bir Grand Prix kazanan en genç yarışçı unvanını elde etmiştir. 1960 yılında ilk defa Amerika’da yol yarışlarına katılan McLaren, 1963 yılına kadar Jaguar, Cooper Monaco, Aston Martin, Austin Healey, Sunbeam Alpine gibi arabalarla yarışmış ve 1963 yılında kendi takımını kurmaya karar vermiştir. Bruce McLaren kurduğu takım ile üç yıl içinde dünyanın en
zengin yarış serisinin en önemli takımı haline gelmiş, 1970 yılına kadar bu seride elde ettiği birincilikler sayesinde çok ciddi para ödülleri kazanmış ve ne yazık ki bütün bu başarıları elde ettiği Can-Am serisi 1970 yılında test sürüşleri yaparken Bruce McLaren’in hayatını kaybetmesine de neden olmuştur.
McLaren takımının ilk aracı 1964 yılında Roger Penske’nin önceki iki sezon yarıştığı Zerex Special yarış aracının şasisine small block bir alüminyum Oldsmobile motoru konulmasıyla ortaya çıkmıştı. Bu yolla McLaren’in Amerikan V8 motorlarıyla Can-Am süresince sürecek olan işbirliği de başlamış oldu. Daha sonra M1B kodlu ilk McLaren yarış arabası tasarlandı ve bu arabada da alüminyum Oldsmobile motoru kullanılıyordu.
Bütün bunlar olurken Ford’un GT programına da dahil olan Bruce McLaren, 1966 yılında Le Mans yarışında diğer sürücü Chris Amon ile birlikte yarıştığı Ford GT 40 Mk.II ile birinci olup, önümüzdeki sayılarda bu köşede detaylı bir şekilde inceleyeceğimiz Ford’un Le Mans macerasında üst üste elde ettiği dört zaferden birincisinin elde edilmesinde de rol almıştı.
1966 yılında ise Grup 7 kuralları kapsamında ortaya çıkan Can-Am serisinde yarışma kararı alan McLaren takımı, araba olarak M1B’nin hafif geliştirilmiş bir modelini kullanmaya karar verdi. Bu sırada, hafifliği nedeniyle seçilmiş olan alüminyum Oldsmobile motoru yerini daha ağır olan ancak daha fazla güç üreten small block bir Chevrolet motoruna bıraktı. Bu ağırlık artışı ise kullanılan 4 ileri vitesli Hewland şanzımanın daha hafif olan bir ZF modeliyle değiştirilmesiyle telafi edilmeye çalışıldı. İyi bir yarışmacı olmasına karşın ilk sezonunda M1B rakipleri olan Lola ve Chappral takımlarının arabalarıyla başa çıkacak kadar iyi değildi. Bu yüzden 1967 sezonu için yeni bir arabanın tasarımına geçildi. M6A şasi kodlu bu araba monokok şasili ilk McLaren tasarımıydı. Yaklaşık 6 litre hacminde 535 beygir gücünde bir small block Chevrolet motoruna sahip olan bu aracın şanzımanı ise Hewland’dan alınmaydı. 1967 sezonunda altı yarıştan beşini kazanan bu araba, McLaren’e Can-Am serisinde ilk şampiyonluğunu kazandırmıştı.
1968 yılında ise McLaren takımı M8A kodlu yeni bir araba tasarlayıp geliştirdi, bu aracın şasisi önceki McLaren arabalarına göre daha geniş ve daha hafifti. Bu araç gücünü ise 7 litre hacimli alüminyum big block bir Chevrolet makinesinden almakta idi ve bu motor gücünü yine 4 ileri bir Hewland şanzımana aktarmaktaydı. 1968 yılı aynı zamanda McLaren takımı için karlı bir yıldı, önceki sezon başarıları sayesinde adını iyice duyuran takım, diğer takımlar için M6A aracını M6B kodu ile müşterileri için 28 adet üretip satmayı başarmıştı. 1968 yılında big block Chevrolet motorlarını kullanmaya başlayan takım, ağırlık dezavantajına rağmen big block’ların ürettikleri inanılmaz güçler karşısında small block motorları terk etmek zorunda kalmıştı. Özellikle arabaların viraj çıkışlarında hızlanmaları açısından big block’ların her devirde ürettikleri inanılmaz tork büyük önem taşımaktaydı. McLaren, Can-Am yarışları sırasında kısıtlı bütçesi de göz önüne alındığında genellikle hep hazır parçalar kullanmaya çalışmıştı. Örneğin 1969 sezonu için GM tarafından üretilen alüminyum big block ZL-1 motor bloklarından 8 tane alınmış ve hazırlanan motorlarda çok iyi blueprint edilmeleri haricinde Lucas mekanik enjeksiyon sistemleri ve kuru karter yağmaları dışında tamamen standart GM fabrika parçaları kullanılmıştı. Tabii ki kullanılan krank, piston kolu gibi parçalar birçok testten geçirilip en sağlam ve en sorunsuz olanları kullanılmıştı ama makine parçaları incelendiğinde bir McLaren Can-Am yarışçısının yolda yürüyen ZL-1 opsiyonlu 1969 model bir Corvette’ten pek bir farkı olmadığı açıkça
görülmekteydi. 1969 yılında makineler McLaren’in İngiltere’deki atölyesinde drag yarışlarındaki başarıları ile tanınan Amerikalı George Bolthoff tarafından yapılıp yarışlar için Amerika’ya gönderiliyordu. 1969 yılının sonunda ise McLaren, Amerika’da bir atölye kurdu ve bu atölye Chevrolet motorları kullanan bir takımın atölye açması için en uygun yer olan Detroit’te yer alıyordu. 1969 yılında Can-Am serisine ilginin iyice artması sonucunda 11 yarış düzenlenmiş ve bu sezonda McLaren takımı 11 yarışın 11’ini de kazanarak tüm sezona damgasını vurmuştu. Bu başarı nedeniyle Can-Am serisi artık “Bruce ve Denny’nin şovu” olarak adlandırılmaya başlanmış ve rakipleri McLaren’in gücü karşısında çaresizlik hissetmeye başlamışlardı. McLaren açısından ise serinin yüksek para ödüllerine sahip olması, takımın yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmezdi. 1969 yılı itibariyle big block Chevrolet motorlarının güçleri ise 700 beygir sınırlarına çoktan ulaşmıştı.
1970 yılında sezonun başlamasına iki hafta kala sezonun yeni aracı olan M8D’nin son sürüş testlerinin yapıldığı günlerde Bruce McLaren, İngiltere’de Goodwod pistinde bir test sürüşü sırasında arabanın kontrolünü yitirerek kaza yapmış ve bu kaza Bruce McLaren’in hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Aynı anda diğer sürücü olan Denny Hulme’nin ise takımın Indianapolis serisi için hazırladığı aracın test sürüşü sırasında geçirdiği kaza sonucu elleri ciddi şekilde yanmıştı. Ancak ellerinin yanık olması bile Bruce McLaren’in trajik kazası sonrasında 1970 sezonunun ilk yarışında Hulme’nin start almasına engel olmamıştı.
1970 sezonunda takıma Bruce McLaren’in yerine yarışmacı olarak daha önce Trans-Am ve Indianapolis serilerinde yarışmış olan Dan Gurney alınmış olup, Gurney daha sonra yerini İngiltere F5000 serisinden Peter Gethin’e bırakmıştı. Takım 1970 sezonunda M8D kodlu araçla yarışmıştı. Üç adet hazırlanan aracın motoru yine alüminyum big block bir Chevrolet olup, şanzıman yine 4 ileri vitesli bir Hewland’dı.
1971 yılında ise McLaren takımı M8F kodlu yeni bir araç geliştirdi. Yol tutuşu iyileştirmek amacıyla 3 inch uzatılan şasi, hacmi 8 litreye yakın, gücü de 750 HP civarında olan bir Chevrolet motoru ile güçlendirilmişti. Ancak 1971 yılı itibariyle McLaren’in rakipleri de güçlerini artırmaya başlamış olup, takip eden sezonda yarışmanın daha zor geçeceğinin işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştı. 1971 yılında takıma katılan Peter Revson, 10 yarışlık sezonun 5 yarışını kazanıp Can-Am serisini kazanan ilk Amerikalı sürücü olmuştu. Diğer yarışların üç tanesi de diğer sürücü Denny Hulme tarafından kazanılmıştı. Ancak giderek hızlanan ve güçlenen rakipleri nedeniyle ne yazık ki 1971 sezonu McLaren takımının seride şampiyon olduğu son sezon olacaktı.
1972 sezonunda takımın sürücüleri Denny Hulme ile birlikte Jackie Stewart olarak açıklanmış ancak Stewart’ın sağlık sorunları nedeniyle
yarışamayacağı anlaşılınca takım Formula 1’e transfer olan 1971 yılı Can-Am şampiyonu Peter Reyson’u geri çağırmış ve bu iki sürücü 1972
sezonunda M20 kodlu yarış arabasının direksiyonuna geçmişti. Takım 1972 yılında özellikle turbo beslemeli motoruyla inanılmaz güçler üreten Porsche takımı karşısında zorlanacağını bilmekle beraber, kullanılması planlanan turbo Chevrolet motoru sezona yetiştirilememiş ve takım sezonda 8,1 litrelik atmosferik Chevrolet motoru ile yarışmaya devam etmişti. Ancak bu motor takımın 1972 sezonunda sadece iki yarış kazanabilmesi için yeterli olmuştu. Porsche ile başa çıkamayacağını anlayan McLaren bu nedenle seriden çekildiğini açıklamıştı. Öte yandan 1972 yılında Porsche Can-Am takımının bütçesinin McLaren takımının bütçesinin 5 katı olduğu göz önüne alındığında ve Porsche takımının arkasında koskoca bir fabrikanın desteğinin olduğu düşünüldüğünde, McLaren’in çekilme kararının çok da manasız olmadığı görülmektedir. Aslında diğer yarış takımları incelendiğinde Ferrari takımı dışında hiçbir takımın Porsche takımının imkanlarıyla yarışabilmesinin mümkün olmadığı da açık bir gerçek olarak ortaya çıkmaktaydı.
Tüm Can-Am serisi boyunca 43 birincilik kazanan McLaren takımı, özellikle 1968-1970 yılları arasında arka arkaya 19 yarış kazanarak, motor sporları tarihinde tekrarlanması zor bir başarıya imza atmıştır. 1973 yılında McLaren takım olarak Can-Am’da yer almamakla beraber, takım tarafından üretilen arabalar seride yarışmaya devam etmiştir. 1974 yılında sadece beş yarış yapılırken Can-Am serisinin son yarışında yine bir McLaren aracının birinci olması ise McLaren araçlarının Can-Am serisi ile ne kadar bütünleşmiş olduklarını göstermesi açısından düşündürücüdür.
Günümüzde takımın başarılarla dolu motor sporları geçmişi incelendiğinde özellikle serinin büyük para ödüllerinin McLaren takımının diğer yarış dallarında yaptığı yatırımları finanse etmesi açısından gerçekten çok önemli olduğu hatırlanmalı ve takımın tarihi boyunca elde ettiği bu başarıların temelinde, Bruce McLaren’in yarışçı ruhunu en iyi şekilde yansıtan, zaferlerle dolu Can-Am günlerinin olduğu unutulmamalıdır.