1962 Opel Kapitan sevgili arkadaşım Ahmet ve beni yıllar öncesine götürdü, acı, tatlı hatıraları yeniden yaşattı, güldürdü, hüzünlendirdi, adeta geçmişle aramızda bir köprü oluşturdu. Ve, “Sahi biz bunları yaşamış mıydık” diye uzun uzun düşündürttü.
Kim tahmin edebilirdi ki yıllar sonra tekrar Robert College’da okuduğumuz yıllara döneceğimi, hem de sevinçli ve hüzünlü birçok anıyı paylaştığımız en eski arkadaşım Ahmet Piker ile birlikte?
O senelerde otomobil şimdiki kadar yaygın değildi. Benim kullanmakta olduğum Peugeot 404 ile Ahmet’in Opel Kapitan’ı bizim okul dönemimizin adeta simgesi haline gelmişti. İnsan geçmişe özlem duyunca yeniden o dönemi canlandırabilecek olgular peşinde koşuyor. İlk hareket de benden geldi. Peugeot 404’ü değil ama o yıllarda zirvede olan ve benim için sanki erişilmez bir konumda bulunan BMW 2002 peşinde koşmaya başladım.
Sonunda bulduğum otomobil, türünün hakikaten restore edilmeye layık nitelik ve özellikte bir örneği idi. Bu projenin sonuna yaklaşmakta olduğum günlerde, Ahmet ne zamandır söylemek isteyip de söyleyemediği şeyi sonunda söyledi, “Eski günlerin anısına ben de bir Opel Kapitan istiyorum”. Bu söz üzerine de arayışımız başladı.
145.618 adetten biri
Opel Kapitan bugünkü D segmentine girecek özelliklere sahip bir otomobildi. Opel tarafından 1959 yılında P2 kodu ile üretimine başlanmış, 1963 yılında son örneği üretim bandından çıkana kadar toplam üretimi 145.618 adede ulaşmıştı. 6 silindirli ve 2600 cc hacmindeki motoru 90 PS gücünde olup, otomobile
150 km azami sürat sağlamaktaydı. 1.310 kg ağırlığındaki bu araç 0’dan 100 km'ye 16 saniyede çıkabiliyor, ortalama olarak da 100 km’de 12 litre
benzin yakıyordu.
Aranan otomobil en sonunda değerli dostumuz Ahmet Öngün’ün yardımları ile Ankara’da bulundu.
Ahmet Piker ile incelememiz tamamlandığında karar da verilmişti. Satış formaliteleri tamamlanarak otomobil İstanbul’a getirildi ve hemen restorasyonuna başlandı. Benim BMW 2002’nin restorasyonunu gerçekleştiren ekip, bu projeyi de üstendi.
Bulunan otomobil çok az kullanılmıştı ve her yönü ile çok iyi durumdaydı. Ancak ne de olsa yılların üzerinde bıraktığı izlerin silinmesi gerekiyordu.
Zaten uğraşımız “toplama” değil, restorasyondu. Bu tip projelerin adeta olmazsa olmazı haline gelen aynı model, trafikten çekilmiş bir de “donör” otomobil bulundu ve düğmeye basıldı.
“Bulduğumuz otomobil gençliğimizde kullanmış olduğumuz otomobilin bire bir aynısı değil” diyerek projenin bundan sonraki safhalarını anlatmaya başladı Ahmet Piker: “Eskisi 1964 modeldi, yenisi 1962, eskisi standart versiyonuydu, yenisi ise lüks versiyonu. Eskisinin gövdesi kirli beyaz, tavanı koyu yeşildi. Yenisi ise siyah, adeta bir kara kısrak. Eskisinin taksi tipi yekpare ön koltuğu vardı, yenisinin ise iki ayrı ön koltuğu. Tabii her iki tip koltuğun da kendine özgü kullanım avantajları bulunuyor. Eski otomobilimiz, gerek ailemle, gerekse arkadaşlarla Avrupa yollarından tutun da, hakem olarak görev yaptığımız Anadolu’daki ralli parkurlarına kadar her türlü yol ve trafik şartlarında kendinden bekleneni konfor ve emniyetle yerine getirmişti. Yeni otomobilin de akılda soru işareti bırakacak hiçbir yerinin kalmaması amacı ile restorasyona başlarken her tarafı söküldü. Bütün parçalar aslına uygun olarak yenilendi veya elden geçirildi. Orijinalliğini bozmamak için elektrik sistemi 6V olarak muhafaza edildi. Sinyal camları, ön panjur gibi, bu yaştaki bir otomobilin bulunması çok zor olan parçaları özel olarak elde yapıldı. Aküsü, sipariş üzerine özel üretildi. Döşemeler, yine aslına uygun yenilendi. Sonuçta 120-130 km seyir sürati ile uzun yolda rahatça kullanılabilen bu Opel, solladığı araç sürücülerinin hayret ve gıpta dolu bakışlarını üzerinde toplayarak özellikle hafta sonları keyif ile kullanılan bir klasik olarak adeta yeniden doğdu. Hem de 46 yıldır değişmeyen bir performans sergileyerek”.
Otomobilin en ilginç özelliklerinden biri de kilometre saati. Yapılan hız arttıkça, yatay olarak ilerleyen gösterge önce yeşilden turuncuya, daha da hızlandıkça kırmızıya dönüşüyor. Her aksesuarı kusursuz çalışan Opel’in bugün üretilen otomobillerin bile hepsinde bulunmayan bazı özellikleri de hemen göze çarpıyor. Bunların arasında, okuma lambası, gece park edildiği zaman yol tarafında yanan ikaz lambası ve kapı açıldığında arkadan gelenleri yine ikaz eden uyarı lambasını sayabiliriz.
Bu otomobil bizleri yıllar öncesine götürdü, acı, tatlı hatıraları yeniden yaşattı, güldürdü, hüzünlendirdi, adeta geçmişle aramızda bir köprü oluşturdu.
“Sahi biz bunları yaşamış mıydık” diye uzun uzun düşündürttü.
Sabancı Grubu’nda Exsa’nın Genel Müdürü olarak görev yapan Ahmet Piker, azla yetinemediği için bugün “üç” adet Opel Kapitan’ı ile birlikte geçmişi yad ederek mutlu bir yaşam sürüyor; burada hikayesini anlattığımız Opel Kapitan’ı, ofisinde muhafaza ettiği yine siyah bir Kapitan’ı ve evinde bulundurduğu beyaz bir Opel Kapitan’ı ile. Yalnız son iki Kapitan’ın başka bir müşterek özellikleri var, onlar 1/18 ölçeğinde!