Mehmet Kösdağ’ın 1955 Buick Roadmaster’ı restorasyondan çıktı. Fakat, haberler kötü. Ek restorasyondan geçirilmesine rağmen, büyük restorasyonun yaralarını sırtında taşıyor Buick hala. Restorasyon süreci, Kösdağ’ı üzüntüye boğmuş ve şu anda öyle kızgın ki, birileri deşifre olsun ve birileri de ders alsın diye, tüm olanı biteni anlattı:
Türkiye klasik otomobil dünyası, Mehmet Kösdağ’ı yeni tanıdı fakat çok sevdi. Kimseyi incitmeyen, ihtiyacı olanın yardımına koşan, iyilik sever, sevgi ve saygı dolu bir kişiliğe sahip olan Mehmet Kösdağ, meğerse son 10 ayda çok üzüntülü günler geçirmiş ve de bu üzüntüsünü, yine kişiliği icabı, çok yakın dostu Hacı Hakan Gürsoy Usta dışında, kimseye aktarmamış. Mehmet Bey bu üzüntüyü, 1955 Buick Roadmaster’ın restorasyon sürecinde yaşamış. Söylediklerine göre, restorasyonu üstlenen Münir Sim, Kösdağ’ı çok üzmüş.
Oysa Kösdağ, 10 ay önce, Buick restorasyona girer iken dergimize verdiği röportajda, o kadar mutluydu ki. “... Üç aracım var fakat Buick’imin yeri ayrı. Eşim bile, ‘Bizim iki kızımız değil, üç kızımız var, üçüncüsü Buick’ diyor” demiş, ailece, restorasyondan sonra Buick ile geçirecekleri güzel günleri beklediklerini belirtmişti.
Aşağıda okuyacaksınız, sakin bir kişilik yapısı olan fakat üzüntü içerisindeki Mehmet Kösdağ, zaman zaman kızgınlığını da yansıtmak zorunda kaldığı röportajda, restorasyon sürecinde yaşadıklarını anlattı. Bu noktada bir not düşelim: Kösdağ’ın hakkında iddialarda bulunduğu Mümin Sim, bir açıklama yapma gereği duyar ise, önümüzdeki sayıda bu açıklamayı da sayfalarımıza taşımaya hazırız.
Mehmet Bey, hatırlıyoruz da, Buick’in restorasyonu öncesi çok heyecanlı idiniz. Heyecanınıza biz de ortak olmuştuk; özel bir araç çıkacak restorasyondan, dergimize konu edeceğiz diye. Fakat öğrendik ki, bu restorasyon süreci sizi yüksek derecede üzmüş. Neler oldu?
Evet, yüksek derecede üzüldüm. Türkiye’de yok denecek kadar az sayıda olan 1955 Buick Roadmaster’a sahip olmak, klasik otomobil hobimde en büyük hayalimdi. Restorasyon sürecinin de, beni mutlu edecek şekilde geçeceği beklentisi içinde idim. Ne var ki, restorasyon sürecinin her aşamasında üzüntü yaşadım. Bu üzüntümü, 6 aylık süreçte sadece Hacı Hakan Gürsoy Usta’ya açtım. Ne zaman ki Buick’imi o ustadan alıp garajıma getirdim, o gün karar verdim, yaşadıklarımı klasik otomobil severler ile paylaşmaya.
“O usta” dediğiniz kim?
Restorasyon öncesi bir araştırma yaptım. Bu hobiye yeni başladığım ve klasik otomobil camiası ile yeni yeni tanıştığım için, araştırmam kendi çapımda oldu. Çengelköy’de bulunan Sabri Artam Vakfı Klasik Otomobil Müzesi’ni gezer iken, müzedeki araçların restorasyon çalışmalarını yaptığını ifade eden Münir Sim adlı şahıs ile tanıştım. Oto boya ustası olduğunu ifade eden bu şahıs ile tanışmam, benim için tam bir talihsizlik oldu, üzüntülü günlerin başlangıcı oldu.
Kendiniz söylüyorsunuz, “Yeniydim bu işte, piyasayı tanımıyordum” diye, bu şahıs için neden daha fazla bilgi edinme gereği duymadınız?
Cevabı çok basit: Çünkü önüme referans olarak Müze’nin araçlarını koymuştu. Bu, büyük bir güven unsuru idi benim için. Klasik otomobilcilikte duayen bir isim olan Sayın Cengiz Artam bu şahsa araçlarını teslim ediyor ise, benim arabamı teslim etmemem için bir sebep yoktu. Fakat, kabahat bende! Bu şahsın görünümüne aldandım. Hak’tan korkar görünümlü bir şahıstı. Ağzı da öyle laf yapıyordu ki, bir zamanlar Galata Köprüsü’nü, Dolmabahçe Saat Kulesi’ni vatandaşa satan Sülün Osman vardı ya, ona taş çıkartır.
Mehmet Bey, siz yılların ticaret erbabısınız, dış görünümün iyi olmasının, ağzın iyi laf yapmasının, dürüstlük göstergesi olmayacağını bilmeniz gerekmez miydi? Ayrıca, neden birilerinden de bilgi almadınız bu şahıs için?
Çok doğru söylüyorsunuz. Yapmam gerekirdi. Benim acemi olduğumu fark edince, “Mehmet Abi, ustalar bu piyasada iş kapmak için araç sahibine yağ çekerler, parasını alırlar, sonra da inletirler. Çok dikkat etmek lazım. Aman ağabey çok dikkatli ol” gibi, “Sen sadece bana güven” demeye gelen laflar etti. Kendisine inandığım yetmiyormuş gibi, “Vallahi içimi rahatlatıyorsun Usta” gibi sözlerle kendisini taltif ettim. Çok inandım kendisine. O günler, sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor şimdi. Mutlu başlayan, acı ile devam eden, hüsran ile sonuçlanan bir film.
Neler oldu restorasyon sürecinde, anlatır mısınız?
Bir parantez açmak istiyorum: Buick’in kaportasının henüz bitmediği bir dönemdi, biliyorsunuz bir de Ford Anglia’m var benim, bu arabamı çok sevdiğini, bu arabayı da kendisinin yapmak istediğini söyledi, ben de kendisine yaptıracağımı söyledim. Eğer Anglia’yı da ona versem, herhalde o mezarda, ben hapishanede olacaktık şimdi!

Üzüldüğünüz kadar kızgınsınız da Mehmet Bey...
Sinir sistemim alt üst oldu, sormayın!.. Restorasyon sürecinde yaşananlara gelirsek. Bana, aracımı 6 ayda yapıp bitireceğini, anahtar teslimi yapacağını, imzalı belge ile taahhüt etti. Bir gün Taksim’de Aksam Ticaret’te Kenan Bey’in dükkanında Mehmet Arsay Klasik Otomobil Müzesi’nin ustası Arto Usta ile sohbet eder iken, aracımın 6 ayda biteceğini söylediğimde, bana öyle bir söz söyledi ki Arto Usta, hala aklımdan çıkmaz. “Senin Buick 6 ayda restorasyondan çıksın, ben Taksim Meydanı’nda anırırım” demişti. Ben ödemelerimi çok muntazam yapar iken, bu şahıs, kusura bakmayın, açık açık söyleyeceğim, çirkefleşmeye başladı.
Olumsuzluklara dönersek...
Sıkıntılar, son 3 ayda ortaya çıkmaya başladı. Ben bu şahısla, komple restorasyon olarak anlaşmıştım. Aracın, kaportasını başka bir yere, elektrik sistemini başka bir yere, döşemesini başka bir yere, boyasını ise kendi yapacaktıı. Sorun değildi bu durum, sonuçta ben sadece onunla muhatap olacaktım; ödemeyi sadece ona yapacaktım, hesabı da sadece ona soracaktım. Zaman ilerledikçe, arabamın arzu ettiğim gibi yapılmadığını görüyordum ve kahroluyordum. Bir gün kaportacı bana, “Mehmet Bey, doğrusunu söylemek gerekirse, sizin arabayı isteyerek yapmadım” dedi, devam etti: “Benimle o kadar komik bir paraya anlaştı ki Münir Usta, üstelik o parayı da ödemedi”. Ben, Münir Usta ile anlaştığım için aralarındaki anlaşma beni ilgilendirmiyordu fakat olan benim arabama olmuştu. Burada bir parantez açayım: Bu şahıs bana bir gün, “Kaportayı 6.000 YTL’ye yaptırıyorum fakat çok ağır işçilik çıktığı için kaportacıya 1.000 YTL daha ödeyeceğim” dedi. Öğrendim ki, kaportacı ile 4.000 YTL’ye anlaşmış. Ayrıca, marşbiyellerin basımını da kaportacıya yüklemiş.
Kilit ve elektrik işçilikleri de facia çıktı. Döşeme de öyle. Sebebi, ustaların parasını alamamaları, kendisinin araba ile hiç ilgilenmemesi. Bizzat şahit oldum, gözümün önünde döşemecinin parasını kesti. Döşemeci usta, yaşlı, hasta. İnsafsızlık bu! Hep söylüyorum ve kendime kızıyorum, acemilikten öte dış görünüşü ile aldattı beni bu şahıs. Yüzüne söyledim, “Sen camiye gitme, senin yüzünden inançlı insanlar da okka altına gidiyor” dedim. Sahtekar, hırsızlığı vazife kabul etmiş, haramı helali bilmeyen fakat Müslüman geçinen bir insandır bu şahıs. Bakalım kul hakkını nasıl ödeyecek!