Modeli ile zaten bir kült otomobil olan ‘57 Chevy Bel-Air’den, Recep Kumsel’e ait, Ankara’da “Başkent Prensi” olarak nam salmış, muhteşem bir örnek sunuyoruz size.
1957 Chevrolet Bel-Air’in güzelliği, özel sözcükler önüne getirilen özel sıfatlar ile ifade edilebilir ancak: Müthiş şık. Özgün estetik. Harika tasarım. Vb. Ön tampondan arka çamurluklara, sol dikiz aynasından sağ kapı kollarına, direksiyon simidinden anahtarlarına kadar, her parçası, her ayrıntısı ile ’57 Chevrolet Bel-Air, kendine has, karakteristik özelliklere sahip bir otomobildir. Elbette tek kapı, direksiz olanları ’57 Chevy Bel-Air’lerin zirve noktasında olanlarıdır fakat sayfalarımıza konuk olan 2 kapı, direkli olanlar da muhteşemdir. Klasik otomobil dünyasında, örneğin Ford’un 64 buçuk Mustang’i kadar popüler olan ’57 Chevy Bel-Air’ler, erkeksi sert duruşları kadar, kadınsı narinlik, estetik unsurları ile de caziptirler. (Özellikle) Klasik otomobil dünyasına yeni adım atanların sahip olmak istedikleri otomobillerden olan ’57 Bel-Air, üzerine kitaplar yazılmayı hak eden, bir kültür oluşturmuş bir modeldir.
2007’de yarım asrı geride bırakıp efsaneliğini pekiştiren ’57 Bel-Air’den, Ankara caddelerinde turlayan ve adı “Başkent
Prensi”ne çıkan bir örneğini görüyorsunuz sayfalarımızda.
Foto muhabirimiz Ali Kangal’ın özel çekimle Ulus’ta Kaleiçi’nde görüntülediği Bel-Air, Recep Kumsel’e ait.
Bir Ankara beyefendisi olan Kumsel, otomobili, ilk sahibi aileden; anne ve 3 çocuğundan satın almış. Aileye, baba yadigarı otomobil için, hiç pazarlık etmeden, talep ettikleri ücreti ödemiş.
1957’de ilkokula başlayan, 1968’de liseden mezun olan Recep Kumsel, bu 11 yıllık çocukluk, ilk gençlik ve gençlik yıllarında, Chevrolet’lerin hepsine “dokunmuş”, yaş ilerledikçe de, direksiyonlarının başına geçer olmuş. Chevy’lerden ‘55’in “kıvrak yaramaz çocuk” olduğunu, ‘56’nın “ağır, bol nikelajla süslü” olduğunu, ‘59’un “kusursuz yazılan bir şiir” olduğunu görmüş. Amerikan otomobil ve de Chevy “hastalığı” ile bu 11 yıllık süreçte tanışan Kumsel, zamanla değişik Chevy’lerde ticari faaliyette de bulunmuş.
Cumhurbaşkanlığı uçağı ihtisası için 1988’de ABD’ye gönderilen Recep Kumsel, her ABD’linin garajında bir Amerikan klasiği bulunduğuna şahit olunca, işte o dönem, bir Amerikan klasik otomobile sahip olmaya karar vermiş.
Arşiv fotoğraflarından da gördüğünüz üzere, “yüksek derecede bakıma muhtaç fakat orijinalliğini muhafaza eder” bir vaziyetteymiş otomobil, Kumsel’e geçtiğinde.
6 yıl garajda kalan otomobilin, ilk marş basmada çalışması Kumsel’e restorasyon öncesinde güç vermiş.
Motorcu Hüseyin Usta, kaportacı Seyfi Usta ve elektrikçi Naci Usta’nın atölyelerinin ekibi ile, 2,5 yıl sürecek olan restorasyona start vermiş Kumsel.
Orijinaline sadık kalınarak (yani, “sök, temizle, topla” üçlemesi) gerçekleştirilecek restorasyon için ilk önce, GM’in 1957 Chevrolet Bel-Air kataloğu elde edilmiş. Nikelajlardan başlanmış; ön ve arka tamponlar, her iki kuyruk nikelajları, kaput üstü ve cam nikelajları, nikelaj atölyesine alınmış. Fakat bu nikelaj atölyesi, bildiğimiz bir nikelaj atölyesi olmamış; nikelajları, Ankara’nın en büyük hastanelerinin medikal malzemelerini kromajlayan bir firmanın atölyesi gerçekleştirmiş. Firma yetkilileri, Kumsel’in talebini olumlu karşılamış ve hatta, daha önce bu tür bir iş yapmayan firma, nikelaj banyo dolaplarını büyük hacimli tipe çevirmiş, böylece büyük parçalara nikelaj yapılması sağlanmış. Öyle ki, Kumsel’in bu talebi, çalışmadan da olumlu sonuç alınması üzerine, firmaya, atölyede bir Amerikan otomobilleri nikelaj ünitesi kurdurtmuş. Şu anda bu ünite, Ankara’nın bir numaralı Amerikan otomobilleri nikelajcısı olmuş. Ne tesadüf değil mi?! Gerçekten de, otomobilin nikelajlarının, insan yaşamı için çalışan bir firmanın kalitesini yansıttığını görüyorsunuz.
Kaportada çürük olmadığı için, sadece ufak tefek çizikler giderilmiş ve bu iş de kısa sürdüğü için, boya işlemine geçilmiş.
“Başkent Prensi”, yalıtımda da özel muamele görmüş. Taban izolasyonu ve yalıtımda oto zift sistemi kullanılmamış, ithal Alman BMW’lerde tercih edilen Würth malzemesi kullanılmış, sonuçta sıfır hata elde edilmiş. Malzeme, otomobilde ön ve arka tamponların iç kısımlarında, kapıların iç kısımlarında, çamurlukların içerisinde ve davlumbazlarda da kullanılmış. Bu çalışma ile otomobilin korozyon ömrü, en az 20 yıl garantiye alınmış.
8 silindirli otomobilde, egzozların da hakkı, hem ses hem de görüntü açısından verilmiş! Egzoz çıkışları, kuyruk açıları ile aynı açıda kesilmiş, şık, etkileyici bir görünüm ortaya çıkmış. Egzoz sisteminde, şaft borusu sistemi kullanılmış, tok sesli, güçlü bir ses çıkışı hedeflenmiş ve elde edilmiş. Recep Kumsel, “Bu arabada egzoz sesi, rock müziği değil, Türk sanat müziğinden bir parça gibidir” diyor.
Otomobilin 6 silindirli olan orijinal motoru sökülüp, yerine, performansı artırmak için, şasi kulakları ile oynamadan, 1957 üretimi General Motors V8, 200 HP, 283 cubic inch motor konmuş. Bu motor değişikliği ile otomobilin güç performansı yüzde 100 artırılmış ve 1.950 kg’lik ağırlığına göre ilk sıçraması ve daha sonraki seyrinde bir kıvraklık elde edilmiş. Motor sistemine göre şanzıman sistemi de değiştirilmiş, senkromeçli şanzıman sistemi monte edilmiş, böylece, şanzımanın motor gücüne uyumu sağlanmış. Otomobilde, motor, şanzıman ve diferansiyel dönüleri, en ince noktasına kadar düşünülmüş.
Yakıt sisteminde; 2 Barrel karbüratör sistemi takılarak, az yakıt ile çok güç elde edilmesi hedeflenmiş. Motorun üst kapakları alüminyum ve soğutma kanallı olup, şarj dinamosu, üst hava filtresi, kalorifer sistemi ve motor pervanesi tamamı ile kromaj ile kaplanmış, böylece uzun ömürlü olması garanti altına alınmış. Şöyle de bir güzellik yaşanmış: Motor ustaları Hüseyin ve Volkan Özkan ustalar, “Hava filtresi ile bize güveç yaparsın artık” demişler Recep Kumsel’e ve Kumsel de, motorun ilk çalıştırıldığı günün ertesi günü hava filtresini sökerek, içinde güveç yapmış. Afiyet olsun!
Boya işleminin tamamlanması ile, sökülen otomobil, toplanmaya başlamış. “Finish” olarak 13 Temmuz 2007 tarihi belirlenmiş, çünkü bu tarihte Kumsel’in oğlunun düğünü varmış ve ’57 Bel-Air de düğün arabası olacakmış ve bu tarihte de bitirilmiş otomobil.
Motor ve kaporta aşamalarından sonra, iç kısma geçilmiş. Kapı içi döşemesi ve koltuk döşemesinin, 1957 kataloğundaki kumaşın aynısı olduğu
görülmüş. Yıpranma belirtileri göstermeyen döşemede, sadece temizlik yapılmış.
Ön gösterge panelinde de sadece temizlik çalışması yapılmış. Radyo, kilometre saati, hararet, yakıt, saat göstergelerinde sorun yokmuş.
“… Arabam ve ben, başarmıştık…” diyen Recep Kumsel, “Ben inanıyorum ki, bir restorasyonda, en başta araba sahibi bu işi iyi bilmelidir ki, ustalara yaptırdığı işin de kontrolörü olsun. Mesleğim olarak 27 sene uçak bakım şefliği, 3 sene teknik kalite denetçiliği yaptım, bir uçağın bakımının gerektirdiği titizliği, Bel-Air’imin restorasyonunda da gösterdim. Otomobilimin göz zevkine hitap ediyor olması, beni manevi açıdan büyük tatmin ediyor” diye konuşuyor.
“Bir yerinde bir eksik var mı” diye, her gün, sabah-akşam otomobilini kontrolden geçirdiğini belirten Kumsel, iş yoğunluğunun yorgunluğunu otomobilinin direksiyonuna, hatta karşısına geçince attığını söylüyor. “İnsanların yaşantısı ve zevkleri asla para ile ölçülmemelidir, yaşantınızı ve zevklerinizi, imkanlarınıza göre tasarlayabilir ve yaşayabilirsiniz” diyen Kumsel, son söz olarak, “Klasik Amerikanlar, seyredilmeye bile değer otomobillerdir” diyor.